Kafa karışıklığından ölmek üzereyim dersem yalan olur. Kafam net aslında ama duygu karışıklığı beni yedi, bitirdi. Sabahın kör saatinde uyanmam da bundan olsa gerek. Uykuya çok hasretim çünkü uyku düşüncelerden kaçış. Buna rağmen, kafamdaki alarm her sabah beni dürterek uyandırmaktan vazgeçmiyor.
Bu sabah, henüz hava aydınlanmadan uyanıp, pencereden nefes almaya çalışırken; seneler önce, her hafta sabahları o saatte, zorla alarmla uyanıp, en sevmediğim şey olan iş seyahatine gidişlerim aklıma geldi. Sokakta sadece gececi köpekler ve kedilerin dolandığı sırada taksiye bindiğim günler. Sabahın o erken saatlerinde, havada tuhaf bir koku oluyor, tazelik kokusu. Bir kaç saat sonra herkes uyandığında nefesleriyle kirlenmemiş, bakir hava kokusu.
Uyandırıcı etkisi var mı? Var ama o anda tek isteğin yatağında olmak ise; o taze koku bile sadece yeniden uykuyu çağrıştırıyor insana.
Kimselerle paylaşılmayan o saatleri, zorundalıklar olmadan uyandığımda ise; hediye gibi görüyorum. Günün, "bugünün şanslısı sensin" ödülünü almışım gibi hissediyorum.
Bu sabah, zorunda olmadığım halde uyansam da; günün şanslısı olduğumu sanmıyorum. Belki de öyleyimdir ama çok sağlıklı karar verecek durumda değilim. Dedim ya duygu karmaşası, insanın ruhunu en çok yoran şey. Kızgınlıkla sevgi, rahatlıkla huzursuzluk, içimde dört dönüyorlar. Tutabilsem hepsini, yakalayıp öpüp, yolcu edeceğim. Ama elle tutulmaz, gözle görülmezgillerden bu hisler.
Yine de kendimi güzel hayallerle avutma çabalarım devam ediyor. Bir nevi "under construction" işaretiyle geziyor olsam da; kısa süre sonra yenilenmiş tarihi bir bina gibi dimdik duracağımı hissediyorum. İçine girildiğinde, o eskiliğin kokusunu kaybetmemiş ama bakım yapılmış, ömrü uzatılmış iki katlı, ahşap bir bina.
O zaman, buyurur gelir, bir kahvemi içersiniz. Çok misafirperver olmasam da; en azından kapıyı bile çalmadan, içeri girebileceklere sesleniyorum buradan.
Siz kendinizi bilirsiniz.
Müzik?
Bir de bu hadi


