26 Kas 2009

Uyarıyorum: Bu Çok Saçma Bir Yazı!



Bugün yavaşlamayı öğrendim.
Evet, az önce de bu öğrendiğimi, fark ettim.

Önce tırnaklarıma oje sürebildim sonra saçlarımı koparmadan tarayabildim. İşi bitirmeye bakayım derken kendime ne hoyrat ve özensiz davranıyormuşum meğer. Kendimi beceriksizlikle, elimden iş gelmemesiyle suçlarken; buna hiç kafa yormamışım.

Kabullenilmiş beceriksizlik* diyelim, buna. Adının ne olduğu fark etmez. Benim için dönüm noktası, çok ciddiyim.

Olay şöyle gelişti:

Günlerdir evden çıkmadım, evet eski uyuz Aslı geri geldi. Gelsin aman, böyle de güzel.
Manikür için dışarı çıkmaya o kadar üşendim ki tırnaklarımı törpüledikten sonra her zamanki gibi ojeyi elime alıp, saldırıya geçecekken birden durdum...

Ojeyi saldırır gibi sürersen, dağılıyor, tırnakta eşit dağılmıyor. Bunu fark ettim. Kendime "bir dur ve yavaşça yap şunu" dedim. Sakin sakin sürdüm, hataları düzeltirken de acele etmedim. Oje de, tırnaklar da, en önemlisi "ben" de emrime amadeydik. Kimsenin bir yere kaçtığı yoktu.

Sonuçta özellikle de sol elimle sürdüğüm tırnakların ojesi harika oldu. Ben solak değilim ama solla normalden de yavaş olduğum için o daha güzel oldu. Bu da, öğrenmenin sağlaması.

Bunlar öğlen saatlerinde yaşandı. Ama o sırada başarının sebebini idrak edebilmiş değildim.
Derken, az önce saçlarımı kurularken ve tararken, kendime yine "bir dur, sakin sakin" dedim.
Saçlarla kavga etmeyi bıraktığım an, karışmış saçlar yola geldi. Kuzu gibi durdular çünkü ben kuzu gibi davrandım onlara.

İşte o an dedim ki; acelen ne?
Sen değil misin huzur, sakinlik istiyorum, diyen?
Eee o halde ne halt etmeye başı kesik tavuk gibi davranıyorsun?

Sadece yavaşlamayı düşünmek bile huzur veriyor. Yumuşuyorum resmen.

Bu bir dönüm noktasıdır. Bu nedenle yazmak zorundaydım. Buraya yazılmasa olmazdı.

Okumaya hala devam ediyorsanız; sizin için üzgünüm ama olayı oje, saç mevzusundan uzaklaştırıp, size de bir reçete yazabilirim. Böyle de fedakarım, kıyamam.


Kendi kendinize yapamadığınızı söylediğiniz bir eylemi gerçekleştirmeden hemen önce durun.
Kendinize sorun:

Ne yapıyorum?
Ne hissediyorum?
Becerdiğim, sevdiğim işleri yaparken şu andakinden farklı ne yapıyorum? Ne hissediyorum?

Bulun virüsü.

Benim virüsüm: Bir an evvel bitsin diye acele etmekmiş. Fazla hızlı olmakmış. O ana değil sonuca odaklanmakmış.

Bu öğrenmeyi kalıcı hale getirmek için:
Hızlanmaya başladığım anda nefes alışıma odaklanıyorum. Yavaş nefes almaya başladığım anda aklım yerine geliyor ve ben de yavaşlıyorum.

Siz de bulun, kendinizinkini.


*Öğrenilmiş Çaresizlikten esinlendim.


Foto: picture-book.com