19 May 2010

Huzursuz Ruh Sendromu


B. dedi ki "insanlar karşılıksız sevgiden korkuyorlar".
Bu cümle, bende ne zamandır yazmak istediğim sevgi, karşılık, beklenti konularını birleştirip, bir yazı yazma isteği doğurdu.

O sırada kaç gündür bakamadığım bloglara bir göz atarken; Zillosh'un yazısının sonundaki söz, söylemek istediklerimle pişti! yapınca, artık kaçış yok diyerek, yazmaya başladım.

How many people can you love before it's too much? she said & I said I didn't think there was any real limit as long as you didn't care if they loved you back." ~ Story People 
"Çok fazla olmadan, ne kadar çok insanı sevebilirsin diye sordu ve ben de dedim ki; karşılığında onların da seni sevmesini beklemediğin sürece; gerçekten bir limit olduğunu düşünmüyorum". 

Sevmek; bütün kalbinle, hoşgörüyle, içini ısıtan bu duyguya sahip çıkmak. Böyle anlatınca her şey kulağa güzel ve pek ala geliyor. Ama, işte bunun da bir aması var. Çünkü her seven, mülkiyet derdine, karşılık beklentisine girdiğinde, insanlar sevmekten ve sevilmekten korkar hale geliyorlar.


İnsanlardan hep bir beklentisi olanlar;"huzursuz bacak sendromu"ndan esinlendiğim, "huzursuz ruh sendromu" ile yaşamak zorunda kalıyorlar.
Hiçbir haltın tadını çıkaramıyorlar; bana bunu yapmadı, benden bahsetmedi, beni oraya oturttu, beni çağırmadı, beni düşünmedi, vs vs vs... Bir de bunları sevdiklerine söyleyecek kadar açıklarsa, o sevilen, sevildiğine de sevileceğine de lanet okuyup, sevme beni, git toprağı sev! diye isyan türküleri söylemeye başlıyor.


Sevmek, ulvi bir duygu durumudur. Beklentilerle, dünyevi hırslarla kirletilmemelidir. Kimse kimseye kendini zorla sevdiremeyeceğine göre sevmek senin seçimindir.
Seçimini derli toplu yaşayıp, efendi gibi mutlu olacaksan, al buyur sev beni, dokunmam.
Kimse dokunmaz, hoşuna gider, mutlu olur. E sevdiğini mutlu etmekten daha güzel ne olabilir?

İşte yaşanması gereken his bu iken; çeteleler, alışveriş listeleri koyarsan insanların önüne, afedersin ama pek de sevilmezsin be dostum! Bir de sevdiğinden olursun, üzerine sevgini (sevme halini) kaybedersin.
Sonra yine yeni yeniden kaybetmek üzere kendine sevecek yeni Barbie'ler, Sünger Bob'lar bulma telaşına düşersin.

Kendini önemsemekle pek bağlantılı bu konu, ben öyle önemliyim ki o anda ben ne hissediyorsam, sen de aynısını hissetmeli, bana ne istiyorsam onu vermelisin. Aşırı yüklenilmiş ego içten içe seni tuzağa düşürür ama fark etmezsin bile. Çünkü sen sorunlu olmayacak kadar muhteşemsindir. Bir sorun varsa elbette karşındakindedir. Sen ona aynasındır sadece.

Doktorunuz diyor ki:
Huzursuz Ruh Sendromunun sebepleri: Beklentiler, Sevilme ihtiyacı, kendini fazla önemsemek,

Belirtileri: Sitem, Hırslanma, Saldırı, Nefrete dönen sevgi, dır dır, vır vır, zır zır...

İlacı: Yukarıda belirtilen sebeplerin birer birer tedavi edilmesi, herkesin olduğu gibi kabul edilmesi.



Görselsendromu

19 yorum:

éLLa dedi ki...

harika bir yazi olmus. hastaligimi su an itibariyle teshis edip tedaviye basliyorum. tskler.

Aslı dedi ki...

Ella, geçmiş olsun :)

Bu konuyla değil de senin yazılarla alakalı bir not ileteyim: Bu arada buralarda da havalar azıcık soğudu, kapalı falan, haber vereyim dedim.

éLLa dedi ki...

aaa burda da isiniyor. ters orantili demek ki :)

Aslı dedi ki...

Ama böyle bir yere varamayız ella :)

ruhumun pusulası dedi ki...

Bir kitap vardı yıllar önce okuduğum ismi "Beş sevgi dili"ydi. Birçok konuda olduğu gibi sevgi konusunda da aynı dili konuşanlar ya da sevdiğinin sevgi dilini keşfedenler daha mutlu olabiliyor sanırım.

Bero dedi ki...

Az da olsa benzer bir konuya değinmiştim şu yazımda: http://kolayhayatlar.blogspot.com/2010/03/dogustan-yonetici.html

Çok güzel söylemişsin,bayıldım fikirlerine. Bir diger yandan sevdiğim kişiler de beni sevsin istiyorum, kötü bir istek mi? Karşılıksız sevmek mantıklı mı ya da?

aslı hayvanı dedi ki...

al benden de o kadar adaş. hayatta en nefret ettiğim şey beklentiler ve hayatı bunlarla yönlenen insanlar. birisi benden bir şey bekledi mi inadına o beklenileni yerine getiremiyorum, bünyem buna izin vermiyor.

huzursuz ruh sendromuna haiz kişilerde sıklıkla gözlemlediğim şöyle de bir durum var; tabii ki ben bu kişileri sevemiyorum ve bekledikleri ilgiyi filan da gösteremiyorum. hatta kendilerine kıl olduğum ve etrafımdan uzaklaşmalarını istediğim için bir miktar kötü de davranıyorum mecburen. bunun sonucunda bu kişiler darılıp, kırılıp, beni tırmalayacaklarına şaka yaptığımı zannedip en iyi dostları ilan ediyorlar beni genelde. mahvoluyorum mütemadiyen. hissettiklerimi anlayıp uzaklaşmaları için bayağı bir hayvanlık yapmak zorunda kalıyorum (ki hiç hoşlanmadığım bir şey bu :P)

o sitemler, vır vırlar filan ezilip büzülene yani :)

B. dedi ki...

Güzel teşhis. Yorumlarda gördüğüm "beş sevgi dili" de çok önemli, o kitap bir anahtardı bu konuya. Her birimizin sevgi algısı, sevgisini yaşama, ifade etme şekli farklı. Senin istediğin gibi cevap vermiyor, seni yere göğe koymuyor, seni öpücüklere, kelebeklere boğmuyor demek o seni sevmiyor demek değil.

Beklentilerimi azalttıkça, gelenler beni daha çok mutlu ediyor. Ve beklemedikçe daha çok geliyorlar. Friendfeed'de bir arkadaşın yazdığı gibi "bir şey onu en az beklediğin an geliyor, bu hayatın, sen bakarken soyunamıyorum demesidir" gibi.

Gideyim kendisine bir teşekkür edeyim. :)

bad-ı saba dedi ki...

heh işte aslı benim de tüm yazılarımda anlatmak istediğim buydu sanki.sen ne güzel anlatmışsın bir çırpıda.bir yerde duymuştum sanırım bir diziydi.iki aynı kadın bir erkeği seviyorlardı.tabi erkek birini istiyordu ve diğeri acısını "sevmek; sevdiği için en iyisini, en güzelini istemektir.ve eğer onun için mutlu olmak sana bağlıysa ve en güzeli de buysa onu sana bırakıyorum" deme büyüklüğünü göstermişti.insanlar bunu başaramıyorlar sanırım. ben merkezcilik tüm dünyaya egemen olmuş vaziyette..neyse uzun bir yorum oldu

öküz dedi ki...

Pesimist Öküz der ki,

Var mı hakikaten karşılıksız sevgi?

Evlat şartlar her ne olursa olsun sevilir mi? Hava / çiçek / böcek 7*24*365 illallah dedirtse hala sevilir mi? yahut bugün en en can dost dediğinden ciddiye aldığın bir kazık yesen, nereye kadar toz kondurmazsın sevgine?

beklenti her yerde var.. hatta belki de asıl sorgulanması gereken, "beklentiden neden utandığımızdır"?

kim bilir?

köpekleri severiz.. 1 ısırsa, 2 ısırsa.. yine aynı kıdemde mi olurlar gönlümüzde? yahut o gözümüzün içine bakan hayvan, cidden karşılık beklemez mi sence?

yahut bahçede oyun oynayan çocuklar.. içimizi açar seyrettikçe hani.. sabahtan-akşama avaz avaz bağırsalar mesela.. tahammül edebilir misin? yahut nereye kadar edebilirsin?

karşılık beklemiyor muyuz her sevgiden? arının sokmamasından, çocuğun kafa şişirmemesinden, havanın şartları zorlamamaasından, sevgilinin gönlünden, dostun dostluğundan..

zor dostum.. zor.. ;)
her şeyin bir karşılığı vardır bu dünyada..

Sokak Kedisi dedi ki...

Hımmm derin bir mevzu ile olaya girmişiz :)

Sıklıkla birbirine karıştığını izlediğim "Karşılıksız" ile "Beklentisiz"i ayırmak lazım birbirinden biraz.

Karşılık görmek beklentisi ile sevmek; kötü, içten pazarlıklı ve gayrı samimi geliyor ama karşılık gördüğünü sevmek doğal gibi sanki :)) Esas arıza karşılık görüp görmediğini kurcalamaya başladığında çıkıyor muhtemelen :))

Hani şu hikaye var ya Fuzuli'ye "Sevmek mi yoksa sevilmek mi daha güzeldir?'' diye sormuşlar. "Sevmek" diye cevaplamış, "Çünkü sevildiğinden asla emin olamazsın"

En iyisi koşullara bağlamadan, sebep sonuç ilişkisini kurmadan, içinden geldiği gibi sevip canın çektiği gibi hissetmek ;)

absolut dedi ki...

ay aslı benımde bu yazıyı görünce ıcım cekıldı:=)))
yıllar once bır kıtap okumustum adını hatırlamıyorum su an da. dıyordu kı:egosal sevgı dısarı akar ama hep kendısıne gerı döner. yanı alıcıdır. gercek sevgı ıse dalgalar halınde sadece akar. beklentılerden nefret edıyorum. aslında beklentı oldumu o gercek sevgı degıl. bu tür ınsanlar kendılerını sevmekten acız oldukları ıcın devamlı herseyı baskalarından beklıyorlar. eger ıstedıgını vermezsen de tu kaka ılan edıyorlar senı. böylelerıne aldırmıycaksın hıc. eger ıstedıklerını verırsen beklentıler gıderek artabılır cünkü. aslında daha cok sey yazmak ısterdım de burayı asar:=)

B. dedi ki...

Sokak Kedisi'nin yorumunu çok tuttuğumu belirtmeden edemedim.

"beklentisiz" ve "karşılıksız" gerçekten çok önemli kavramlar kişilerin sevgi anlayışında.

Eliza Doolittle dedi ki...

Her zamanki gibi harika yazı dostum! O garip isimli Huzursuz Bacak Sendromu, tıbben kabul görüp mantıklı açıklamalar yapıldı da rahat ettim, zira garip bir şekilde, (gerçekten kalıtımsal olabilir), anneannemde, annemde, kuzende ve bende var!! O yüzden daha başlığı görür görmez de bağlantıya gülümsedim...
Sevgide karşılığa gelince...Öküz demiş ya "evladını ne olursa olsun sevebilir mi insan" diye...Ben koşulsuza en yakın sevginin evlat sevgisi olduğunu düşünüyorum. Onun dışındakilerde, aradayım. Öyle ki, mülkiyet duygusunun işin içine karıştığı bencilce bir sahiplenmeyi, karşılık bekleyerek sevmekle aynı kefeye koyamıyorum. Zira sahiplenme hali sevginin akıcı duruluğuyla çok da örtüşmeyebilirken, karşılıklı beslenen sevgilerin de katlanarak artacağını düşünüyorum. Platonik aşk diye bir şeye de inanmıyorum keza! :)

nedret dedi ki...

sevgili aslı,yazdıklarınla yüreğime dokunuyorsun. Ömrüm boyunca karşılık beklemeden sevdim.Ama o çok sevdiğim insanların ihaneti de beni sevgim kadar üzdü........ acaba ben yine de karşılık mı beklemiş oluyorum acaba? İhanete uğrasa da sevmeye devam mı etmeli acaba?(bu arada sevgili ve kocadan bahsetmiyorum:)) o ayrı bir konu)

Aslı dedi ki...

Konu üzerine başka başka bakış açılarıyla herkes farklı bir şey katmış. On sekiz tane daha yazı yazasım geldi.
Burada galiba asıl bahsettiğim şey beklentilerle başkalarını bunaltmaya odaklıydı.

Karşılıksız sevgi ile ilgili boyumdan büyük laflar etmek istemediğim için şu anda derine girmiyorum ama bir ara bunu da ayrıca düşüneceğim.

Nedret Teyze, ihanetin ne olduğu önemli gibi geldi bana sizin yazdığınızı okuyunca. Mesela yok olup gitmesi ise bu bana ihanet gibi gelmiyor ama bana bilerek kötülük yapması ihanettir, beni zor duruma düşürmesi, sırrıma ihanet etmesi.
Bilmem ki, beni benim onu sevdiğim kadar sevmemesi ihanet değil bence mesela :)Buna ihanet deyince karşılık ve beklenti oluşuyor gibi geliyor.

nedret dedi ki...

İşte tam demek istediğim bu benim...çekip gitmesi değil,sen bu kadar sevmişken,sevgini hissettirmişken iki yüzlü davranabilmesi..........Ama ne yapalım sevdin mi tam seveceksin:))))))))))))))))

Geçmiş Zaman Koleksiyoncusu dedi ki...

Bi kerem, mevzu birkaç savruk düşünceyle izah edilemeyecek kadar derin; ve ne hikmettir bilmiyorum bu internet günlüğü (blog) olayına dâhil olan hemen herkesin sanki bu konuda diyecek bir şeyleri olmak zorunda. Yazına iki küçük paragrafla, niye yazdığını-yazacağını açıklamanla başlaman da sanki sende-üzerinde, bir yazma baskısı olduğunu düşünmeme sebep oldu. (peef, cümleye bak! sabahın körü, idare et) He işte bu sebeple [ki olaya bir alıntıyla başlamışsın, 3'tür oluyor-kendince mevzuya daha girememişsin- bak bundan söz etmiyorum bile] bence sen bunu yazmaya başlarken rahat değildin. Dolayısıyla ''beyenmediğim'' bir yazın oldu. El hak, güzel lâflar da etmişsin ama keşke onları daha sakin, rahat bir şekilde kaleme alacağın MUHTEŞEM bir yazına katık eyleyeydin. Paragraflar arası düşüncelerin çok savruk daldan dala atlıyor gibi olmuşsun, işte derine inmemişsin ya, ondan. Dikkat edersen yazının içeriğine (mevzuun kendisine dair) bir şey demedim. Bana göre sığ olmuş ki ben de deşecek bişey bulamadım. Fikir, münhasır fikir önemli. Başka herhangi birinden (de) duyabileceğim şeyleri yorumlamıyorum.

Ramazan bitti, içimdeki ŞEYTAN uyandı. Bundan gayrı pis eleştireceğim, suyunu sıkar gibi bi çamaşırın. :)

Aslısın dedi ki...

Bu cook sevdigim bir yazim. Nefret icinde yazdigim ve hala da oyle tipleri gordukce hatirladigim bir yazi. Onun icin uzgunum ama yine olsa yine duygularimi ayni sekilde dile getirirdim;)