24 Oca 2011

Kitaptan, romandan...


Bir roman kahramanıyla bütünleştiğim zamanlar hep adamın ya da kadının fakirlikten, açlıktan sürüm sürüm süründüğü zamanlar oluyor. Ne hikmetse sadece o zaman ben de romanın içine girip birebir yaşıyorum o olayı. Ne zamanki roman kahramanı azıcık hayatını düzene sokuyor, eli para tutar gibi olup, karnını doyuruyor, yaşadığı pansiyonda daha iyi bir odaya geçiyor, ben o zaman huzurla arkama yaslanıp, romana devam ediyorum, kendimi oradan soyutlayarak. 

Normal şartlarda ben de kahramanlarla yolculuklara çıkıyor, onların ruh hallerini idrak ediyorum ama asla kendimi onlarla karıştırmadan. Ben "okur" olarak okuyorum hikayeyi, duygulanıyorum, celalleniyorum ancak belli bir mesafeden, kim olduğumu kaybetmeden. Onların mutluluğunu ya da üzüntüsünü sahiplenmiyorum. Seviyorum işte öyle daldan dala konarak, onlarla seyahat etmeyi. 

Amaa ne zaman ki aç ve kimsesiz hatta evsiz bir insan çıkıveriyor karşıma, aman da bir anaçlık, onunla beraber nefesi kokmalar, soğuklarda uykusuz kalmalar peydahlanıveriyor yüreğimde. O adamcağızı, kadıncağızı aç aç öldüren, gün yüzü göstermeyen yazara diş biliyorum, roman bitse de benim hesabım bitmiyor o yazarla. Nasıl öldürdü adamı aç aç, Allahtan kork, bari evladını görseydi ölmeden, boyu devrilsin senin gibi yazarın, diye sayıp sövüyorum, içimden.

Neyse ki genelde aç kahraman bir şekilde doyuyor, üzerine bir gömlek alacak, odasını ısıtacak üç beş kuruşu bir yerlerden ediniyor. Mutlu son olmuyor o adamın sonu, hayata kahır çekmeye gelmiş olduğundan bir şekilde mutsuz ölüyor ama en azından İhtiyaçlar Piramidinde en alttaki basamağı doyurmuş oluyor, öldüğünde.

Aa neredeyse unutuyordum, bir de çocuk kahramanlara kıyamıyorum ki bunu enteresan bir durummuş gibi anlatmayacağım. Herkes çocuklara karşı daha duyarlı ve hassas olur, beni özellikle etkileyen şey annesini kaybetmiş küçükler oluyor. Çocukluk korkularımla yüzleşiyorum sanırım, onun için o çocuğun yerine kendimi koymakta hiç zorlanmıyorum. Hele de birileri o çocuğa eziyet ediyorsa amanın, kaplan kesilip, romandaki herkesle savaşa tutuşuyorum. 

Elimde, Ayfer Tunç'un Aziz Bey Hadisesi adlı altı hikayeden oluşan kitabı var ve kitaba adını veren hikayede kahramanın tarif ettiğim gibi parasız ve çaresiz kaldığı bir dönemi okurken fark ettim, bu anlattığım halimi.

Kitap henüz bitmedi ama ikinci öyküsü "Kadın Hikayeleri Yüzünden" de en az ilki kadar etkileyiciydi. Bence kesinlikle okumalısınız.

Görsel: Ahmet Coka

18 yorum:

Onur ALMIŞLAR dedi ki...

Babanem tv seyrederken öyle olurdu hahaha :) Vallaha ben de kurgu değilde bana yazılmış bir mektup gibi okuyorum kitapları

EminE dedi ki...

yazarı en mutlu eden okur modeli denebilir belki de..
kitabı gözleriyle değil kalbiyle okuyan..sadece okuyan değil sanırım ,yaşayan...

piktobet dedi ki...

ayfer tunç okumadım henüz. merak ediyorum ben de.

A-H dedi ki...

valla oyle guzel anlatmissin ki kaptirdim gittim, okunacaklar listesine ekliyorum bu kitabi ;)

alizafersapci dedi ki...

Meraklandırdınız, dostlukla.

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Sahilde Kafka'yı okuyorum bu aralar. Kafka Tamura ormanda, tek başına, küçük bir evde birkaç gün geçiriyor kitapta. Gece tüm sesler olduğundan yüksek çıkıyor, önceleri korkuyor sonra güneşin, ormanın, yalnızlığın ve kendini dinlemenin keyfini sürüyor. Bu aralar aklımda birkaç gün uzaklaşma fikri olduğundan mı nedir, o sayfaları okurken Kafka ile birlikte birkaç gün geçirdim o ormanda. Onunla korktum, onunla sessizliği dinledim. Kitabın içinde kelimelerin arasında yaşadım o sayfalar boyunca. Çok güzeldi. Ben böyle içine girebildiğim kitapları gerçek anlamda okuyabiliyorum galibaç

Aslısın dedi ki...

Onur, babaanne benzetmesi için sağol :) valla napiyim öyle yahu.

Emine, kahramanların aç olması şart ama:)

piktobet, tavsiye ederim kuvvetle.

A-H, evet sonra da beğenip beğenmediğini söyle ama.

alizafersapci, sevindim merak uynadırdığıma, sağolun.

Aydan Atlayan Kedi, kitabın içine girip onunla yolculuk etmek, edebilmek okumanın en güzel yanı sanırım. Bahsettiğin gibi olduğunda da kitabın tadı damağımda kalıyor.

Syrakusa/Beter Böcek dedi ki...

Ne ara okuyorsun bilmiyorum ki bu kadar kitabı?

Kaç gözün var, kaç elin ayağın , ne kadar vakit yaratabiliyorsun otomatik ahtapotmusun be :)))

A-H dedi ki...

ben o kitabi ne zaman alir okurum mechul :(
sonrasinda da hatirlarsam bu diyalogu yazarim begenip begenmedigimi :))

Tibetin annesi dedi ki...

uzunnn bir yorum yazmıştım ama serverin azizliğine uğradı. şimdi toparlaması çok zor olacak :P ama yazdım yani bil :))))

Aslısın dedi ki...

Syrakusa, aman başka da bir iş yaptığım yok işte, oluru bu kadar:)

A-H, ah canım, üzüldüm be şimdi, e-kitap versiyonu var mıdır ki? Gerçi ben ellemeden okuyamıyorum, sen nasılsın bu konuda bilmiyorum ama.

Tibet'in annesi, eline sağlık tabii de e merak ettim yahu:)

Sade dedi ki...

walla özellikle son birkaç senedir yazılardaki, filmlerdeki ne yaşlılar, ne çocuklar, ne sakatlar hiçbir insanoğluna üzülmüyorum, acımıyorum.. ama nerede topallayan bir kedi, sudan çıkartılıp toprağa atılmış çırpınan bir balık, vurulmuş geyik falan okusam, görsem içim titriyor..

hatta en son izlediğim korku filmlerinden birinde adam önüne çıkanı katletti, girdiği evdeki kedi öldü diye kahroldum..

Tibetin annesi dedi ki...

Demiştim ki; bizim orada bir Mustafa var. Annesi vefat etmiş, babası da ikinci kez evlenmiş ve o evliliğinden de bir çocuğu olmuş. Her üvey anne böyle değildir bilirim ama bu üvey ana aynı masallardaki, çoğu romanlardaki üveyler kadar kötü. Baba evden çıktı mı Mustafa'yı kapı dışarı ediyor. Üstelik ne üstüne bir mont, ne ayağına kapalı bir ayakkabı. bir t-shirt, bir terlik, pijama... Mustafa sabah babasının öpüp koklamalarının ardından (muhtemeldir ki farkında olup bitenlerin ama sanırım birşey yapamıyor?!) mahallenin kahvesinde ısınıp, onların verdikleriyle karnını doyuruyor... Yani demiştim ki, hayat bir roman işte... Aklım Mustafa'da... Kalbim de...

Tibetin annesi dedi ki...

ah, bir de demiştim ki, hani sen çocuk kahramanlardan bahsetmişsin ya, annelerini kaybetmiş olanlarından işte bana Mustafa'yı hatırlattı demiştim...
bak, anca toparladım :)))

Aslısın dedi ki...

Sade, çocuklar ve hayvanlar aynı benim için son zamanda hayvanlarla ilgili bir şeyler okumadığımdan aklıma gelmemişti bu.

Tibet'in annesi, nasıl bir insanlıktır, nedir bu ya? İçimden bütün küfürleri saydım, böyle bir şeyi bir insan nasıl yapabilir?

İBRAHİM ORTAÇ dedi ki...

sefillerde açlıktan 9ncu hariciye koğuşunda veremden ölüyordum... hay Allah neden ezik adamları seviyoruz biz...

Betül dedi ki...

Aslıcan ; ne güzeldir kelimelerin içinde yaşamak, onlarla yaşamak:)
Ben baştan sona içine girip çıkamıyorum, kelimelerin yansıttığı dutgulanıma göre bazen kalp atışlarım hızlanıyor bazen yavaşlıyor takiiii kitap bitene kadar rahatlayamıyorum:)

Aslısın dedi ki...

İbrahim, içimdeki ezik çıkıyor meydana herhalde ne bileyim:)

Betül, kalp atışları da güzel işte, sen de geziniyorsun demek onlarla.