17 Şub 2011

Alain, I write, you write, I like you


Başlık, bugün Alain de Botton'a kitap imzalatma sırasında, Alain'e söylemem için bir arkadaşımdan öneri olarak geldi. Bana ait değil ama çok sevdim. Buna yazılır be, dedim ve karşınızdayım.

Alain de Botton, İnsan Kaynakları Zirvesi'ne konuşmacı olarak katıldı ve ben bir kaç sene önce yine bir arkadaş önerisiyle kitaplarıyla tanışıp, müptelası olduğum bu adamı dinleme şansına eriştim. Kafasını işleten, kalbini dinleyen, hayal gücünü kullanan, etrafında olan bitene karşı antenlerini açık tutan ve ilham veren insanları dinlemek ne güzel bir tat bırakıyor insanın ağzında. Nasıl da mutlu ediyor. Yani beni çok mutlu etti.
Alain de Botton'un konuşmasından bende kalan: Her ne yapıyorsan yap, sevdiğin şeyi yaptığın takdirde farklılaşıyorsun, başarılı oluyorsun. Yaptığın şeyi sevmiyorsan; sevdiğin işi bulana kadar aramaya devam et!

İnsanın neyi sevdiğini bulabilmesi için kendisini çok iyi tanıması gerekiyor. İnsan kendini tanımaz mı canım demeyin hiç! Seçtiğimiz okullar, okuduğumuz bölümler ve sonrasında kendimizi içinde bulduğumuz iş hayatını kaçımız, kalbimizi dinleyerek belirledik? Ailemizin bakış açısıyla, girişimci veya memur olduk ama hiç kimse bize sormadı aslında ne istiyorsun evladım? diye. Sorsalardı, biz de sormayı, kendimizin farkına varmayı, kendimizi anlamayı öğrenirdik. Ortalama bir insan, bu soruları genelde orta yaş krizine merdiven dayadığında; adı üzerinde kriz ve bunalım halindeyken sormaya başlıyor. Bu sorma döneminin sonrasında da; alıştığı düzeni bozan, evi, ailesi, ve bulacağı yaratıcı bahanelere rağmen; istediğinin peşinden giden insanların oranı, maalesef çok düşük oluyor.

Özel okulda okursa yabancı dil öğrenir, dershaneye gönderelim, düzenli maaşı olsun, sigortası yatsın, aman kurumsal bir yerde çalışsın ki; güvencesi olsun gibi akıllı olduğu varsayılan ama herkesi aynı kalıba sokmak dışında bir işe yaramayan çözümlerle herkes bir işe kapak atıyor. Sen biliyor musun bir akademisyen ne kadar para kazanıyor? Aklından bile geçirme, gel başla şu işe, üç seneye o profesörün yıllar sonra kazanacağı paradan fazlasını kazanırsın.
Sonuçta ne için çalışıyoruz? Para!
İşte tuzak da burada!

Hayır para için çalışmıyoruz yani çalışıyoruz da ne kadar mutluyuz?
Benim çevremde işini sevdiğini söyleyen dört kişi var! Bir hayli insan tanıyorum ve bu konuları konuşuyorum, işim gereği. Bu şanslıların dışında herkes, "o" işi yapmaları gerektiğine inandıkları için çalışıyorlar. Gereklilikler insana sadece yük olur. Hayattan zevk almayı engeller. Mevcut durumdan şikayet etmek yerine enerjimi sevdiğim şeyi aramaya versem, eminim şu anda daha çok para kazanıyor olurdum. Hem de öyle olması gerektiği için değil; sevdiğim şeye katacağım değerle para, kendiliğinden geleceği için.

Bakın, sadece ben demiyorum; koskoca Alain de Botton diyor: Sevdiğin işi ara, bul ve zevk alarak yap, başarılı ol!


Evet Alain, I like you!

Not: Eğer yarın yazasım gelirse; şu anda bir yandan içimde konuşmakta olan polisi devreye sokup bu söylediklerime tam ters şeyler söyleyeceğim. Sonra bakarız, bu söylediklerimin ne kadarı uygulanabilir, ne kadarı uygulanamaz.

Görsel: Ahmet Coka

20 yorum:

zeynep dedi ki...

Alain çok güzel söylüyor!

AVRAM USTA dedi ki...

Şu senin Alain Türkiye'ye gelsin...İki çocuğu ve bir eşi olsun.Bir de kriz sonrası işten çıkarılmış olsun.Göreyim ben Onu.:))) (Güzel hayallerdir bunlar.Bilmek için Alain Botton olmaya da gerek kalmayan türden hem de.)

Aslısın dedi ki...

Zeynep di mi ama!

Avram usta kocam da ayni yorumu yapti, cok guldum buna;)

Syrakusa dedi ki...

Bu adamı sevdim ama çalgıcı olmak dilerken bankacı olan ben için geç kaldı :) Sadece mesleğin son hecesi olan ''cı'' yı tutturabildim. Sigortam yatıyor olsun :)

Ahmet Coka dedi ki...

Onca çaba, okul, yarış, koşuşturma ve gelecek kaygıları arasında çok zordur neyi sevdiğini bulmak. Senin yerine alınan kararlar, her kafadan bir ses çıkması...

Bugün biliyorum ki, bizi sistemin içinde oyalayan tuzaklardan kurtulduğumuz anda, su misali; çatlağımızı buluyoruz. Yolumuzu, yönümüzü, vs...

EminE dedi ki...

aslı bizler isteyerek ya da değil geldiğimiz yerlerde yaşamaya devam edeceğiz muhtemelen..
benim dileğim çocuklarımızın seçimlerini özgürce yapabilip, dayatılmayan ortamlarda yaşamaları..
tabi bu hiç kolay değil söylendiği gibi ..başarının sadece bazı meslek gruplarına atfedildiği ülkemizde..
umut ediyoruz..
öyleyse varız..

:))
güzel günler..

Sibel dedi ki...

Sevmediğimiz işleri mecburiyetler nedeniyle yaparken, sevdiğimiz işlere de kendimizi kanalize etsek bir taraftan, olur mu acaba diye sorsak ya şu Alain'e?
Yani sözüm ona güvende hissettiğimizde satsak ancak Ferrarimizi...
Amaaaan, çok zor bir konu yaa!!!Adam teoride çok haklı da pratiğe dökmek çoğu zaman çok büyük cesaret gerektiriyor. Hem tüm dünyayı hem de endişelerini karşına alma cesaretini.

Tibetin annesi dedi ki...

bütün amacımız para kazanmak oldukça, sevdiği işte çalışan sayısı ne yazık ki az olacaktır... eğer bir zorunluluk olmasaydı, işimi çok ama çok severek yapabilirdim...

Aslısın dedi ki...

Syrakusa, sigorta icin hayatimizi heba ederiz degil mi yeri gelirse:)

Ahmet, sen benim icin o ozel adamlardansin, kalbinden gelen o cizimlerin hayatima renk katti ve alain'in soyledigini sen gerceklestiren ve daha da gerceklestirecek kalbiyle yasayan ozel insanlardansin

Emine umarim biz ve hayat onlara ozgur secim alani taniriz

Sibelim ah bu soylediklerin degil mi bizi yerimize cakan? Sen de icimdeki polisin sesisin yeminle;)

Tibet'in annesi o zaman sen yanlis yerde degilsin seni bozan zorunluluk hissi sanirim, valla bu da sans inan bak;)

Fery... dedi ki...

İnsanın istediği şeyleri yapamıyor ne yazık ki öyle olsaydı dün ve bugün hasta yatağımda olmak yerine İnsan Kaynakları Zirvesi'nde olacak ve hatta seni dinliyor olacaktım, kısmet :(

Aslısın dedi ki...

Fery cok uzuldum, gecmis olsun, ne kadar hos bir tesaduf olurdu seninle belki de karsilasir ve konusurduk ama daha cook zirveler olacak ya, sen iyilesmeye bak canim arkadasim

Hayatın Süs Payı dedi ki...

Zevkle okuduğum bir yazı olmuş.
”.İşimi severek yapıyorum” demek artık büyük bir lütuf biz insanlar için..Para kazanmak için çalışmak ve devamlı ekmeğin aslanın ağzında ve hatta oldukça derinliklerinde ve bazen ürkütücü boyutda olmasıda kaçınılmaz..Sanırım aslında yapılması gereken bizim daha iyi yaşamamıza neden olan işimizi sevmeye çalışmak..Suratsız , ne işim burada der gibi çalışmak başarı ve mutluluk getirmez..Yani herkes ister işi çok paralı olsun işini yaparken zevk alsın..Böyle bir şey yok bence Aslı..Eğer “İŞ” adı altında yapılıyorsa olay bitmiş demektir..Belki biraz sert yaklaşabilirim bu konuya ama.. Emek verilir, para kazanılır, başarılı olunur, mutlu olunur..

]-[erbiRenk dedi ki...

Para tam bir tuzak malesef:(( mutsuzuz çünkü bahsettiğin gibi isteğimiz işlerde çalışmıyoruz ama birde şöyle bir faktör varki insanlar birbirlerini huzursuz ediyorlar çalıştıkları mekanlarda. hırs o kadar gözlerini bürümüşki birbirleriyle yardımlaşmak yerine birbirlerinin kuyularını kazıyorlar. Evet sevdiği işi yapmalı insan katılıyorum ama bazende insan çalıştığı insanları ortamı sever, verdiği emeği sever:)

Peki sen işini zevkle yapıyor musun?

Aslısın dedi ki...

Hayatın süs payı, o sert dediğin tahlil var ya, işte olay gerçekten ondan ibaret bence de.

Herbirenk, yaptığım işi zevkle yapan şanslılardan olmakla beraber kurumsal hayata hiç uygun olmamak beni üzen, şu soruları kendime durmadan sordurtan mevzu. Çalıştığım ortama gelince, bana kazandırdığı arkadaşlarıma baktığımda evet onu da seviyorum.

Sade dedi ki...

az kalsın ben de orda olcaktım işim çıkmasaydı, tüh..

Betül dedi ki...

Mutluluk tam içinde bir bak göreceksin...

Aslısın dedi ki...

Sade, Şansa bak. Bir dahakine artık:)

Aslısın dedi ki...

Betül, güneş gözlüklerimi çıkarmam lazım:)

bengecemavi dedi ki...

sevdiğim işi yapıyorumm.tesadüf yada şans bilemiyorum.hemde ilk çalışmaya başladığım yerde bir devlet dairesinin veznesinde 5 yıldır hergün tanrıya şükürler ederek çalısıyorm.

Aslısın dedi ki...

bengecemavi, şanslısın ve kıymetini biliyorsun, ne güzel. Hep mutlu ol!