12 Ara 2011

Ayna

Yalnızlık, bir kez daha, orada otururken kalbine battı. Herkes konuşuyordu, o sessizlik isterken. Etrafına bakındı ve fark etti; kendisinden başka yalnız oturan kimse yoktu, masalarda. Sevgililer, çocuklar, arkadaşlar, garson kız bile arada gidip, kahveleri hazırlayan çocukla flört ediyordu.

Aklından atamadığı, kalbinden sökemediği, yine belirmişti düşüncelerinde. Sen beni her gün bitiriyorsun, artık yapamıyorum, diye ayrıldığı adamı aslında deliler gibi sevdiğini, hala çok sevdiğini biliyordu. Ama bilmek yetmiyordu. Babasına benzediğinden, böyle vazgeçilmez olmuştu. Onun gibi sarıldığı, düştüğünde hep elinden tutup, kaldırdığı için aşık olmuştu ona. Çok özlüyordu babasını, gideli yıllar olmuştu ama o hep babasını aramıştı, karşısına çıkan her adamda.

Bütün yaşamı, annesinin hayatını tekrar etmekle geçmişti. O nasıl sevdiği adamı bırakıp, gittiyse; kendisi de öyle yapmıştı işte. Bu lanetten kurtulmanın bir yolu yok mu, diye düşünüyor ama içinden çıkamıyordu. Etrafına baktı yine, kendisini ötekileştiren şeyi bulmaya çalıştı. Ondan başka herkes mutluydu, sanki. O ise; yanında sevdiği olduğunda bile böyle konuşmuyor, böyle bakmıyordu onun gözlerine. Kalbinde bir perde vardı sanki, o yansıyordu gözlerine. Sevginin ışığını değil, perdenin karanlığını gösteriyordu, gözleri.

Aslında en büyük korkusu kaybetmekti. Kaybetmekten korkmaktan, vazgeçmeyi seçiyordu, her defasında. Sanki vazgeçince, kaybetmiş olmuyormuş gibi.
Acıdı kendine. Çantasından aynasını çıkardı ve gözlerine baktı. O bakışları ve ifadeyi tanıyordu. Etrafındakilere baktığında sergilediği ama aslında kendine yönelttiği, acımakla hoşnutsuzluk karışımı bakışlar. 

Evet, geçmişle ve kendisiyle barışması gerekiyordu ama nasıl?

15 yorum:

ASLI dedi ki...

ne güzel hissettirdin bu yalnız kadının duygusunu bende..

nasıl olduğu yazının başlığında saklı bana göre: ayna..

ona baktığında zamanın çizgilerini görmüş olmalı.. "Kaybetmekten korkmaktan, vazgeçmeyi seçiyordu, her defasında" o zaman geçmişinde yaşamaktan da vazgeçsin.

zaman su gibi akıp geçiyor.. mutlu olmayı isterse, mutlu olacaktır.

Cute Curute Kosovalı dedi ki...

Çoğu zaman geçmişimiz istemesekte önümüze çıkıyor. Hani diyoruz ya zamanla herşey geçer diye. İşte öyle olmuyor tek geçen şey zaman oluyor hayatımızda. İyi tatlı güzel çirkin ne varsa hiç olmadık zamanlarda karşımıza çıkabiliyor. Kimi zaman bir tebessüm bırakırken kimi zaman da bir ok gibi saplanıveriyor kalbimize. Ve o anda intihar eden göz yaşlarımız teker teker atlamaya başlıyor. Sanırım bi hafıza kaybı yaşamadıkça bunun hiç bir yolu yöntemi yok malesef....

Emine dedi ki...

bir tek o yalnızmış ya olmasa bile öyle hissetmesi üzdü beni..
çözüm hep kendinde, her durumda her zaman..

Aslısın dedi ki...

Aslı'cığım, evet zaman geçiyor, bunu akıldan hiç çıkarmamak lazım.

Cute, gözyaşlarımız intihar etmesinler, sebep olmayalım.

Emine'm, canım arkadaşım, hiç kimse yalnız değil ve evet çözüm hep insanın kendisinde

K.C.S. dedi ki...

Ne güzel bir yazıdır bu...

Sokak Kedisi dedi ki...

"Kaybetmekten korkmaktan, vazgeçmeyi seçiyordu, her defasında. Sanki vazgeçince, kaybetmiş olmuyormuş gibi."

Daha ne diyim ben sana kuzum...

Öperim

kuccukkurba dedi ki...

insan kaybetmekten korktuğu zaman 1-0 yenik başlıyor sanki.
Hep içinde o tedirginliği yaşamaktansa vazgeçmeyi seçiyor, oysa üstüne yürümek varken.
Aslında sanki biraz da bahane gibi, istese belki farklı çıkış yolları bulacak ama...
Keşke kolay olsaydı...
yüreğine sağlık;)

jetlagis dedi ki...

Görünen acaba görmek istediklerimiz midir? Yoksa görünen görmek istediklerimizden çok farklımıdır?
Bazen nasıl görmek istiyorsak hayata, öyle bakarız ve algılarız. Mesela mutsuzluğumuzu pekiştirmenin en iyi yolu, etrafımızdaki mutlulukları kendimize göstererek yaparız. (Mutlu anne, el ele gezen iki sevgili).Kendimize haksızlık ettiğimizin farkına varmadan.
Hayatımızda çok değerli insanlar olmuştur. Eski ama eskimeyen sevgili gibi. yeni sevgilide de bazen onu ararız, fark ettirmeden veya fark ettirmediğimizi zannederek. Unuturuz onun ayrı bir kişilik olduğunu, keşfedilecek yanlarının olduğunu, değer yargılarının ve tepkimelerinin farklı olduğunu. Birazda yeniliklere değişikliklere ürkekçe bakıyor en çok da incinmekten korkuyoruz. hep şunu deriz kendimize şimdi değil sonra yada uygun zamanı bekle. Hiç demeyiz kendimize zaman bizi bekler mi?
Geçmişteki yüzleşmelerimizde eksik kalmıştır, hep bu yüzden. Ya annemizi kırmaktan korkmuşuzdur, ya da her şeyin eskisinden daha kötü olacağından.
Hayatımızda değiştiremediğimiz eksiler vardır. Sırf bu yüzden artıların kendiliğinden olacağını ve dengeleneceğini düşünürüz.biz zorlamadıkça o artılar eksi kalacaktır. ( - / + = - )

Aslısın dedi ki...

k.c.s, teşekkür ederim:)

sokağımın kedisi, deme bir şey, anladım.

küçükkurbaa, sağol, bahanelerin hası hem de. bir sürü bahanesi var insanoğlunun, yazık.

jetlagis, hoşgeldin:) geçmişle yüzleşmelidir insan ve eksilerimizle de uğraşmaya devam etmeliyiz, değil mi?

OnlyVY dedi ki...

Yeni yazı gelmiş de ben görememişim :) Aslisinim yine guzelleşmiş kalemin. Vazgeçmek! Kaybetmek mi ki her zaman? ya kendini o sarmaldan cekip kurtarabilmek de bir kazanc değilmidir ?

didem dedi ki...

O yalnizlik zaman zaman hepimizin icinde var. En kotusu de kalabalik ortamda yasanani. Onca insanin icindesin ama yapayalnizsin. Gozler her zaman hisleri ortaya cikarir. Dogru...

Aslısın dedi ki...

vili canımsın, bütün sarmallardan kurtulmak, kazançtır.

didem, hepimiz kendimizleyiz, barıştığımız sürece yalnızlığımız azalıyor.

didem,

mRNA dedi ki...

Öncelikle kalemine sağlık. Naif ve kırılgan biçimde insanlık hallerinden birine dokunan yapısı, basit ama bu basitlik içinde çok şey barından cümleler ile örülmüş güzel bir kurgusu ile okunmaya değer bu öykücük için teşekkürler. Yalnız hikayenin kurgusunda zihnimi kurcalayan bir noktaya işaret etmeden geçmek istemedim.

Öykü kahramanı " Bütün yaşamının yani geçmişinin annesini tekrar etmekle geçtiğinden" diğer bir deyişle onun kendisinde ve geçmişinde bıraktığı olumsuz etkilerinden - ki bunu - "O nasıl sevdiği adamı bırakıp, gittiyse; kendisi de öyle yapmıştı işte. Bu lanetten kurtulmanın bir yolu yok mu, diye düşünüyor ama içinden çıkamıyordu." ifadelerinden anlıyoruz- yakınır ve iç dünyasında bunu sorgularken daha da ileri giderek "Annesini geçmişinin kara gölgesi gibi görürken, öykünün bitiminde NEDEN GEÇMİŞİYLE BARIŞMAK İSTİYOR ? Öykünün gelişme bölümünde şikayet ettiği geçmişle barışmaktan ne elde edecek ? Hadi o geçmişi unutmak istese, bu anlaşılabilir ama yakındığın ve gizliden gizliye suçladığın bir geçmişle niye barışmak istenir diye düşünüyorum. Ben okuyucu olarak sorumu sordum YAZAR SENSİN ?

Aslısın dedi ki...

mRNA, teşekkür ederim.
geçmişi tekrarlamaktan ya da ona lanet okumaktan vazgeçmek için barışıp, başkasının hayatını yaşamamak demek istediğim.

Aksi takdirde, hep suçlamalar, kurtulamadan, özgürleşemeden, geçmişle mücadele ederken, bugünü yaşayamamalar insana eziyet ediyor.
İşte bundan barışmak demiştim.

BAHAR DALLARIM dedi ki...

Yalnızlık bizi terk etmeyen tek dostumuz belki de.yalnızlık biziz, kendimizleyiz,dertleşmekteyiz.biz sorup cevabını yine biz vermekte-
yiz.Ben seviyorum kendimle olmayı hatta bazen beni dingnleştiriyor ama cevapsız sorular işte onlar içini bir kur gibi kemiriyor insanın..Babalar nedense bizim yönümüz,pusulamız istemediğimiz davranışlarsa bazen merak ettiklerimiz...iyi bak kendine....