5 Şub 2009

Blog Manyaa Oldum!

İzinde olmanın verdiği mutlulukla ne yapacağımı şaşırdım ve dün neredeyse tüm günümü bilgisayar başında geçirdim. "Sonraki blog - bir sonraki blog" derken nereden başladığımı ve nereye vardığımı unuttum.

Bu bloglar içinde bir tanesine geldikten sonra "sonraki blog" a basamadım ve onun yerine durmadan "önceki yazılar"a tıklamaya ve okumaya başladım.
Burada, altı çocuk annesi bir Amerikalı kadını tanımış oldum. Öncelikle altı tane çocuğu olduğuna inanamadım. Önce "delirmiş herhalde" dedim ama sonra yaptıklarına ve evi idare edebilmesine hayran kalıp "helal be" dedim.
Blogu izlemeye aldım: http://www.theskyispink.blogspot.com/

Lera, birşeyler üretmeyi çok seviyor anladığım kadarıyla. Sadece altı tane çocuk yaptığı için değil, çocuklar ve kendisi için bir sürü giyecek ve yiyecek şey yapıyor ve bunu da blogunda herkesle paylaşıyor. Ayrıca kilisede, bu tip şeyleri yaparak evlerine katkıda bulunmaları için genç kadınlara eğitim veriyor. Enteresan!
Küçük bir kasabada yaşıyorlar, kocası asker, erkek kardeşi itfaiyeci.

Gezinirken gördüğüm bir başka blogda İngiliz bir kadın yazıyor. Blogun sağ tarafında görünüşünden ölü olduğunu tahmin ettiğim bir bebeğin ölü resmi (gerçekten ölmüş bebek resmi) vardı. "Seni özlüyoruz Will" gibi bir şey yazıyordu. Tıkladım ve okuduklarım beni çok etkiledi.
Will bu çiftin ilk bebekleriymiş ve anne karnındayken genetik bir hastalığı olduğu tespit edilmiş. Bebeği almalarını gerektiğini almazlarsa bile doğar doğmaz öleceğini söylemiş doktorlar.
Aile neye karar vermiş dersiniz?
Bebeği doğurmaya! İnanamadım, öleceğini ve hasta olduğunu bildiğin bir bebeği doğurmaya karar veriyorsun. Bunu anne şöyle açıklıyor: "Eğer onu aldırsaydım kendimi ömür boyu affetmeyecektim. Onun yaşayıp yaşamayacağına ben nasıl karar verebilirim?"
Bebek doğuyor ve 15 dakika sonra ölüyor.
Sonra doğan çocuklarına onu anlatıyorlar ve onu hep izlediğini ve destek olduğunu söylüyorlar. Her akşam abisine de "iyi geceler" diyor yatağa giderken.
Bana tüm bunlar çok hastalıklı geldi. Kadına yorum yazmak istedim ama kendimi tuttum.
Ben kim oluyorum ki böyle büyük bir acı yaşayan bir kadının vermiş olduğu kararı yargılıyorum, dedim. Sonraki yazılarında; üçüncü çocuklarında da genetik bir hastalık olduğunu ve henüz denenmemiş bir tedavi yönetimini denediklerini öğrendim. Umarım tedavi olur ve herşey yoluna girer.
Alman bir adamın afrobirşeynoktacom sitesinden Kenyalı bir kızla tanışması ve Kenya'ya yerleşmesinin hikayesini okudum.

İşte böyle bir sürü hayatın içine girmiş oldum. Hoşuma gitti.
Bir şeyi fark ettim; insanlar, en azından blog sahipleri, bir şekilde kendilerini ifade etmek istiyorlar. Bunu da tanıdıkları veya tanımadıkları bir sürü insanla paylaşabiliyorlar.

Kimisi yaptığı kurabiyeyi, kimisi diktiği eteği, kimisi yasını tuttuğu bir şeyi, kimisi de içinden ne gelirse onu...


Foto: ibspro.net



2 yorum:

lera dedi ki...

Hi. I'm Lera. I have seen that you linked to my blog, but I don't understand your language. Are you being nice?

Aslı'dır dedi ki...

Hi Lera,
I sent you an e-mail about what I have been writing. Please let me know if you don't receive my e-mail.