15 Şub 2009

Çocuk Olmak Ne Güzel Şey... Mi?

Can, babasıyla alışverişe gitti ve bir sürü abur cubur alıp eve geldiler. Normalde abur cubur tabir ettiğimiz cips, kraker benzeri yiyecekleri yedirmemeye çalıştığımız için bugün hevesle "Cips Partisi yapıyoruz" diye eve girdi.

Çeşit çeşit cipsler, Kinder çikolatalar, Fanta... Hepsi televizyonun karşısına dizildi, çizgi film açıldı ama televizyonun sesi kısıldı. James Blunt cd'si kondu. Duvar ile dolap çekmecesi arasına nereden bulduğunu anlamadığım bir kumaş parçası çekildi. Parti açılışında kurdele kesilecekmiş.

Beş dakika içinde partiyi kendine kendine organize etmişti.

Hepimize birer yo-yo verdi. Parti esnasında yo-yo oynayacakmışız. Yeni çılgınlığımız yo-yo, dün gazetede haberi çıkmış, onu okudu. Gece yatarken de "yarışçı çocuklar öyle yapıyormuş" diyerek yo-yolarını başucuna koydu.

Mutfaktan su alıyorum. Annem çarşıdan gelen ıvır zıvırı yerleştiriyor. Can daldı mutfağa ve suda iki günde yumurta içinde büyüttüğü dinozorları ve Sünger Bob'unu aldı; "Patrick ve Sünger de partiye katılıyor".
Annem, o mutfaktan çıktığında "çocuk olmak ne güzel! Dert yok, tasa yok" dedi.

Annemin morali hastalık, üzerine bir de grip olduğu için bir süredir hiç iyi değil. İçine kapandı ve mutsuz görünüyor. Onun için daha hayatının başında olan bir çocuğa özeniyor sanırım.
Kendi açısından haklı da.

Bunu söylediğinde; içimden "çocuk ama onun da kendine göre ne dertleri vardır, kim bilir?" dedim.

Çocukluktan, hep hayatın en güzel zamanları diye bahsedilir.
Bir tek ben mi çocukken çok gamlıydım ya? Hiçbir zaman çocukluğuma dönmek istemedim.

Hep büyüdüğüme sevindim. İnsanlar çocukluk günlerini özlemle andıkça; okul, aile hayatı, hiç bir şey bende geriye dönme isteği uyandırmıyor.

Ben şimdi daha mutluyum. Dertlerim, kaygılarım oluyor ama artık onlarla baş edebilecek gücüm var. Kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Bir sürü şeyin farkındayım.

Çocukluk, bana birilerine bağımlı olduğun, kendi başına birşeyler yapma engelli zamanları, "maruz kalma" durumlarını hatırlatıyor.

Ben herşeyi içime atan bir çocuktum. Asla beni üzen, kaygılandıran şeyleri kimseye anlatmazdım. Belki de bu yüzden hepsini sırtımda taşımaya çalışmak bana bu kadar ağır geldi.

Zaten evdeki hayat çok matah değildi. Bir de dert ettiğim başka şeyleri anlatmak bana utanç verici gelirdi. Hayatta en sevdiğim insan; dedem öldüğünde bile kimse ağladığımı, üzüldüğümü görmedi. Ama ben hala bazen geceleri onu düşündüğümde gözlerime yaşlar dolar. Şu an bile doldu.
Ne demeye bu kadar kapalıymışım, neden kimse beni açmaya uğraşmamış anlamıyorum.

Allah muhafaza erkek olsam Issız Adam gibi birşey olacakmışım. Belki de şimdi kendimi bu kadar kolay ortaya dökmem, içimdeki her şeyi anlatmaya çalışmam bundan.

İçim şişmiş yıllarca!

Konuyu yine kendime bağladım ya bravo bana!

Başa dönersek; tek arzum Can'ın güvende olduğunu bildiği, adam yerine konulduğu, her şeyini anlatabildiği bir ortamda sevgiyle büyümesi.

Gerisi tamamen ona kalıyor.

8 yorum:

taşkın dedi ki...

çocukluk maruz kalma yada engellenme değil bence.kötü bir çocukluk bile geçiriyor olsan,çocuklukta kendin olabiliyorsun.yaşam ilerledikçe "kendine zaman ayırma"diye birşey çıkıyor ortaya.bir sürü sorumluluk yüzünden artık vaktin birazını kendine ayırma ihtiyacı duyuluyor.insanlara resmi tatiller,izin veriliyor ve sistem oluşturuluyor.oysa çocuklukta da böyle mi?aslında bende bilmiyorum.okula gidiyorlar,yatacağı kalkacağı saati aileleri belirliyor.yiyeceklerine varana kadar istediklerini yapamıyorlar.onlar da kısıtlanıyorlar,ama bence en güzel yanı tüm bunların sorumluluğunu üstüne bilmeden alıyorlar ve böylece kendileri oluyorlar.bu yüzden aradan yıllar geçtikce insanların hayatın en iyi yanının çocukluk olduğunu düşünüyorlar.çocukluğun iyi olması dert tasa olmamasından değil bence,derdin de tasanın da sorumluluğunun çocuklar tarafından alınması.ha çocuklar bu kadar güçlü mü?evet bu kadar güçlü ama işlerini kolaylaştıran avantajları da çok.

Aslı'dır dedi ki...

Çocuğa ve yaşadıklarına bağlı bütün bunlar. Genel kanı senin dediğin gibi zaten. Ben öyle hissetmiyorum ama.

Adsız dedi ki...

Yaşlanmak ve çocuğa özenmek.. En sonunda tekrar başlama özlemi. Ne olursa olsun baştan başlayabilmek, bir önceki kötü bile olsa baştan yaşayabilme, değiştirebilme, yeniden tanıyabilme, yeni korkular, heyecanlar.. her şey tekrar, her şey baştan, her şey yeni.. ne güzel olurdu...

Özenen Aynacı

Aslı'dır dedi ki...

Eğer öğrendiklerimle döneceksem kabul ediyorum. Ama Benjamin Button misali bir durumda kalmak da istemem.
Vazgeçtim, ben doya doya yaşamak ve vakit gelince de "iyi günnerrr" diyerek, aranızdan ayrılmak istiyorum ya.

Benim Hayatim dedi ki...

Aslı, yazdıkların nasıl da benimle örtüşüyor. Tüm sorunun çocukluğumda zaten. Kesinlikle geri dönmek felan istemiyorum. Büyüdükçe özgürleşip, rahatladım. Çocukluk bana hiç de mutluluğu çağrıştırmıyor. Yada benim ailemde çocuk olmak hiç kolay değildi. Hep yaşımdan olgun, anlayışlı davranmak zorunda kaldım. Oh be büyümek gibisi yok dünya varmış :)

Aslı dedi ki...

Benim hayatım, sen beni anlamışsın. Aynen öyle düşünüyorum işte :))

Euphoric dedi ki...

bu yazın çok ama çok ama çok güzelmiş...
kendine bağladığın yeri erkenden kesivermeseymişsin keşke.
upupuzun bi hikaye olsaydı keşke devamını da okusaydık.

Aslısın dedi ki...

Euphoric, nereden buldun bu yazıyı:) Bir gün devamını da anlatırım belki, madem istedin:)