1 Tem 2009

Bana Benzemeyen de Bin Yaşasın!


Bizler, kendimize benzettiğimiz, ortak paydalarımızın bol olduğu insanlara daha bir yanaşır, çevremizi onlarla örmeye mümkün mertebe özen gösteririz.

Kendimizden çok farklı olanları bazen -ki bu nadirdir- gıptayla bazen de yan gözle, beynimizde on tilki ile izleriz. Onları çok yakınımıza almak istemeyiz. Zira onlar bizdeki eksiklikleri gözümüze sokarlar ya da hiç dayanamadığımız ve aslında "bizimle" ilgili olan yaralarımıza dokunurlar.

Gündemimde, insanın kendini sürekli değiştirme çabasına düzdüğüm methiyeler var.
Kimileri buna "aman hep ben mi değişmek zorundayım?, ben karaktersiz miyim de sürekli değişeyim? gibi çeşitli yorumlar getiriyorlar.

Öncelikle şunu belirteyim. Ben bu görüşlere katılmıyorum!
Ben değişimi önemserken, kendim için çalışıyorum, başkaları için değil.

Belli bir durumda damarıma basılıyorsa o durumu anlamaya çalışmak çok kıymetli. Bende bir şey var ki o durumda tepem atıyor. Bugün tepemi attıranı, yanımdan uzaklaştırdığımı düşünün; yarın ve öbür gün başkaları çıktığında hep kaçarak, onları suçlayarak, bir şey kaçırıyor olamaz mıyım?

Mesela, uzun zamandır üzerimde taşıdığım ve böyle durumlarda nükseden bir hastalığı?

Hayatımıza giren her insanın bir misyonu olabilir.
Veya biz insanlara öyle bakabiliriz. "Bu adam beş para etmez" yerine "hadi bakalım, bu neye vesile acaba?" demeyi becersek, kaçmanın verdiği geçici huzurdan vazgeçmiş ve daha kalıcı bir huzura kavuşmuş oluruz kanısındayım.

Bazen kaçmak yerine uğraşmayı seçtiğimizde o uğraşın sonunda öyle güzel bir şey yakalama fırsatı oluyor ki...



Foto: longbraid.com



11 yorum:

tuğba dedi ki...

aslıcım, haklı ve mantıklısın...

malumafatrus dedi ki...

Ben hep şuna inanırım, insan kendinde olmayanı anlayamaz. Bir nevi bilgisayar gibi, gerekli program yüklü değilse istediğiniz dosyalar çalışmaz.

Bizim gibi olmayanlara yargımız da bundan kaynaklanıyor. Keşke kendimizden başka kimseyi yargılamadan geçirebilsek hayatımızı. Ama işte dil, fikir, hissiyat kendini nadasa bırakmaz. Ben mesela abimden alışık olmama rağmen, her reçelli ekmekle peynir yiyene suratımı ekşitiyorum. Aslında banane, mide onun damak zevki onun, afiyet olsun de bitsin ama... işte ama:)

İsmail Emrah Demirayak dedi ki...

Kaçmak her zaman en kolay yoldur. İnsanlar bencil davranıp uğraşmak istemezler ama başarabildiklerinde kendilerine katkı yapacaklarını düşünmezler, karşıt fikrin bilmediğimiz bir şeyi içerme olasılığı yüksektir.

absalom dedi ki...

ben severim bana benzemeyen insanları...

Fery... dedi ki...

ben buna çok katılmıyorum ya, bana benzer benle aynı insanlar olduğu kadar hatta daha fazla benimle hiç alakası olmayan insanlar var benim hayatımda... Aynılık sığlıktır bir nev-i farklı olanı tutcaksın ki ufkun genişleyecek diyenlerdenim ben..

Aslı dedi ki...

Benim de farklı arkadaşlarım var ama bir toplantıda, yeni girdiğim bir ortamda kendim gibileri tercih ediyorum.
Fery ve Absalom size ne mutlu, bence de farklılıklardan öğrenecek, ufkunu genişletecek insanları seçmek hayata da renk katabilir.

Eliza Doolittle dedi ki...

Aslicim ne guzel yazmissin...Her yeni iliski yeni ogretilerle keyiflere acik olabiliyor...
Burdaki benzerlik-benzemezlik bileskesinde de bazen, ben kendi degisik yonlerimin yansimalarini buluyorum dostluklarimda...yani secimlerim ve yakinlarim bana bir ya da bircok yonleriyle benziyorlar evet, ama illa birbirlerine benzemiyorlar! Bu da ayri keyif...oneririm :)

Aslı dedi ki...

Eliza; bilmem mi o yöntemi, tam dediğin gibi benim arkadaşlar da yan yana koysan oluru olmayacak ama bütün karanlık taraflarımı:) içlerinde barındıran tipler :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Hahaha portfoy diversification, risk azalirken getiri artiyo cesitlilik sonucu :) Ayni sebeptendir ki onlari birbirleriyle de oyle fazla bir araya getirmiyorum :)

Anne ve kızları dedi ki...

Gerçekten de hep bize benzeyen insanları buluruz,onlarla arkadaş oluruz.Herhalde bu insanlarla anlaşmak bize daha kolay geldiğinden...Oysa ki farklı insanlara da bir şans tanımak lazım hayatımızda..Kimbilir ne hazineler var onlarda bizim kaçırdığımız...

zehir hafiye dedi ki...

insanin kendi gibi olanlara yönelmesinin gayet bilimsel bir açıklaması var aslinda, türünü sürdürme dürtüsü ile acikliyorlar. evrim, genetik vs..

bunda tuhaflik yok, bana tuhaf ve yanlis gelen, farkli olana tahammül edememe, hatta yaşam hakkı tanımama hali.

"modern" türklerin, türbanlilara, çingenelere, kürtlere, evsizlere, tinercilere olan tavrı; insanların hayvanlara olan tahammülsüzlüğü en iyi ornekler... böyleyiz işte, benciliz, kötüyüz, tahammülsüzüz. empati yeteneğimiz yok cünkü.

türbanlılara "iran'a gidin" diye bağırırız, sokak köpeklerini ormanlara attırırız öldürtürüz, bizden olmayanlara "ya sev ya terket" diye hönkürürüz :) oysa herşey karşıtıyla varolur, bu kadar basit.