12 Mar 2010

Uzaklaşsak!


Beyni yoğun, olumsuz duygulardan yorgun. Herkes konuşuyor.
İnsanlar neden bu kadar çok konuşuyor? Niye sürekli kendilerini anlatma çabası içindeler?

İyi dinleyen özelliklerine sahip olmak her başı ağrıyanın, onun başını ağrıtmasına sebep oluyor. Bundan çok sıkıldı. Nasıl bir yolla, kırmadan “sizi dinlemek istemiyorum, bir süre kapalıyım, Cuma’ya gittim dönücem” deme şansı var acaba?

Cuma’ya giden bir esnaf fikri, geçen gün hayalini kurduğu, küçük dükkanını hatırlattı. Birden gülümsedi bu fikre. Sadece kitaplar, kalemler ve güzel defterler var o dükkanda. 
Sakin, huzurlu bir okuma ortamı. İnsanların içine girdiğinde huzur duyacakları bir yer.

Yağmurlu bir günde ıslanmamak için sığınmak, yazın sıcak havadan, serinliğe kaçmak, hava nasıl olursa olsun, huzur bulmak için.
İçeriden mutlaka bir sürprizle, eve gidince veya ilk oturulacak cafe’de heyecanla açmak için bir kitap, kalem veya defterle çıkmak.

Her gün aynı rutini yaşarken, aynı insanlarla üç aşağı beş yukarı aynı konuları konuşurken, bundan kurtulmak pekala da insanın enerjisini değiştirir.

Düzenli olarak yapılan her şey bir süre sonra rutin hissi verir. Ancak o rutinin içinde yaşanması mümkün sürprizlerin, değişikliklerin olasılığı arttıkça; rutin “rutin gibi” gelmez insana.

Kurumsal hayattan çıkmak isteyenlerle dolu bir kurumsal ortamda, herkesin yapamadıklarını düşündükleri bir yerde, insana olumlu his nasıl gelir?
Sadece hayal kurarak ya da tüm bu olumsuzluğa rağmen iyi bir iş olur da sonuçlanırsa; kısa bir süre için ona sevinerek. Bu da tatmin etmez insanı.

Kendi işini kurmak, hayal kurmakla bir olmasa da böyle başlamaz mı peki?
Hayalin olsun, gerçekleştir! Netleştir!
Bunun üzerine, defterine not aldı “ bir kitapçı açmak için neler yapılmalı? Araştır, öğren!”

Bu arada hayat devam ediyor. Her haftaya başlangıç eziyet, hafta sonları kovalanıyor. 
O da kısa sürüyor. Sonra yeniden rap rap rap!

Bu kadar olumsuz his üzerinde ağır bir yük yarattı. Bu gece çıkmak, içki içmek, azıcık dağıtmak gerek. En az konuşan, en çok dans eden birileriyle. Gece de kafasını ütülemeye kalkışırlarsa “hadi canım iyi günler” diyerek, uzaklaşmak şart.

Ne de olsa hafta sonu, zorunluluk, gereklilik olmamalı. Neistersemyaparımcılık ve huzurumubozmakırarımcılık hakim olmalı. Bunu yapamayıp da heba ettiği hafta sonları geldi aklına.

Bu iki ruh hali, diğer insanların en sevmedikleri.
Eğer öyle yaparsan bozulurlar. Huzurunu kaçırmak için kavga çıkarırlar, seni bencillikle suçlarlar.

“Bencilim ben!” diye pankart assanız, onlardan hiç bir iyilik beklemeseniz de illa üzerinize gelir, hem iyilik yapmak hem de iyilik istemek için yorarlar.

Bunun üzerine defteri yeniden çıkardı ve bağırarak söyleyemediklerini büyük harflerle oraya döktürdü:

İNSANLAR! BENDEN UZAK DURMA ŞANSINIZ VARSA; NE OLUR ÖYLE YAPIN!
AZICIK MÜSAADE EDİN. KULLANIM DIŞIYIM.



Foto: kanatlariminrotasi.blogspot.com

4 yorum:

Su dedi ki...

ruh ikizimsin. n'olur sussun herkes.

öküz dedi ki...

Kendi işine sahip olmak, düşündüğün gibi bir şey değil malesef.

Senin aradığın şey(huzur)toprakta.. töööbe... öyle değil:) yani, işi gücü /hırsları/egoyu bir kenara bırakıp domates yetiştirmekte.. en büyük derdinin muhtarın suyu kesmesi yahut domtisleri böcek sarması olmasında..

Gerekli cesareti/şartları sağlayıncaya dek biz suni şehir insanlarının tek ilacı: hafta sonu az biraz oksijen, hafta içi lustral, yahut "başka bir yerdeymişsin" gibi hissettiren arındırıcı müzikler, bir de krema niyetine çocuk/kedi/yorgan vb sarılınabilirliği olan her şey ....

Dinlerim ben.. gocunmam, rahatsız olmam... Bendeki sorun da, "yahu herkesin sorununu çözdük... e peki ben ne olacağım?" gibi bir şey..

Aslı dedi ki...

Su, o zaman niye başka bir kıtadasın sen? Neden yoksun yanımda, bir sen yoksun şarkısını söylüyorum hep ben sana?

Öküz: Haklısın. Ben iş-para mevzularından uzak bir şey istiyorum. Param olsun da o dükkan benim topraaam, böcekler de arada içeri giren gıcık insanlar olsun mesela.

Su dedi ki...

Bilmiyorum ki. Ruzgar surukledi. Bi gozumu actim burdayim (insert Talking Heads' Once in a life time).