29 Ağu 2010

Anlaşmak; Anlaşılmaktır


Bazen öyle anlaşılmaz oluyorum  ki...
Dinleyenin anlamasını geçtim, ben bile cümlenin ortasında kayboluyorum. Ne anlatırken kaldım burada, diye. Heyecan beni neşelendiriyor ama aynı zamanda kafamı karıştırıyor, netleşmemi engelliyor.

Yok mu bunu basit ve net yapabilenler? Var elbette. Belki de o heyecanı içlerindeki kavanozda saklayıp, sakinleşince paylaşıyor bazıları. Zamanlama meselesi yani.

Zamanlama konusunda kontrolümü kaybettiğim anlar bu heyecanlı olduğum zamanlar ise; demek ki ben imkansızı gerçekleştirmeyi bekliyorum kendimden.
Heyecanlıyken, kontrollü ol, zamanını bekle ve öyle konuş. Bu çok akıllıca gelse de; doğama uymuyorsa ne halt etmem gerekiyor?


Ayrıca nedir bu anlaşılma derdimiz? Anlamasınlar varsın, biz söyleyelim yetmez mi?
İlla kendimizi anlatmak, derdimizi, sevincimizi paylaşmak istiyoruz ya! Hem de en doğru ve olduğu haliyle. Boşversek, konuşsak ve geçse, anlamayan sorsa, yeniden anlatsak gerekiyorsa. Ama karşı taraf talep etmediği sürece anlatma çabasına girmesek.

Hem sadece anlayanlarla konuşsak; anlayanlar anlaştıklarımızdır büyük ihtimalle.
Anlaştıklarınla paylaşmaktan daha güzel ne var? Heyecanını anlayıp, sana hoşgörüyle bir bakışı bile ömre bedel bence. Unut kelimeleri, cümleleri, ne anlatmak istediğini; o anladı işte!

Ayrıca, anlaşmadıklarımıza laf anlatmanın gerektirdiği çabaya değiyor mu her zaman?
Ben bile kendimi anlayamazken, anlayışlı birisi ile olsam ve "anlamıyorum!" demese de; beklese sakinleşince anlatmamı, olmaz mı?
İşte budur anlaşmak, sadece anlamak yetmez o yüzden.
Anlaştığında; gerçekten anlarsın. O anda anlamayacağını ama sonra anlayacağını bilir, sabırlı olursun.

Hele toplantılarda, bir iş yapmaya çabalarken, o kalın kafalarıyla kütük gibi duranlara yapmak istediğim işkenceler gözlerimin önünden geçerken; ben onlara ne anlatsam anlamsız. Aynı yerden bakmıyoruz ki hikayeye. Durduğun yerler farklıyken bir de yer değiştirmeyi kabul etmiyorsan; yapacak çok bir şey kalmıyor vazgeçmekten başka.
Anlaşamıyoruz, anlamıyoruz, anlamsız bir birliktelik içindeyiz, diyerek gidebilmek de bir erdemdir bence.

Uğraşmasak bu kadar!
Azıcık aşım dertsiz başım mantığıyla; anlayanlarla konuşsak; anlamayanları da uygun bir şarkıyla uğurlasak...

Görsel: Ahmet Coka- Yarım Olmak

13 yorum:

bad-ı saba dedi ki...

bu yoğurdu sarımlasak da mı saklasak tadında güzel bi yazı olmuş Aslı. ama ben anladım seni:))

Tari Eluch dedi ki...

bi' kelimenin etrafinda donerek yaziyorsun ya hep.. o laftan cikamiyorsun bazen. donup dolasip yine ayni kelimeye geliyorsun. kendi yazilarimi senin yazilarina benzetiyorum. bir de dusuncelerimi.cok guzel. :)

Aslı dedi ki...

bad-ı saba: Anladıysan gel beri :))

Tari Eluch: Valla öyle başlamıyorum ama ne oluyorsa tam dediğin oluyor :) Çok güzel bulman da ne güzel, bence anlaştık :)

Sibel dedi ki...

Arif olan anlar Aslım!
Ayrıyeten anlayana sivrisinek az, anlamayana davul zurna az:)))
Bu arada benim yazının görseline bi baksana yahu, yeni farkettimm tam bi "kleegirl" bulmuşum ;)

Onur dedi ki...

"Entelektüel basit bir şeyi karışık söyleyebilen kişidir; sanatçı ise zor bir şeyi kolay..." - Charles Bukowski

Aslı dedi ki...

Sibel, evet kleegirl avatarı yapasım geldi :))
Onur: Bukowski'yi seviyorum, benimki kafa karışıklığı, idare edersiniz :)

oyumben dedi ki...

Niye anlaşılmalıyız ki?
Bırakalım bu anlayamanların derdi olsun. oh be.

Sokak Kedisi dedi ki...

Aslım hayatta en nefret ettiğim şeydir yanlış anlaşılmak, sırf bu yüzden bazen gereksiz kişilere bile fazlaca kendimden veririm.

Sonu hüsran tabii :))

"Bu kadar izah ettim vara vara bu sonuca mı" vardın diyerekten boğazını sıkasım gelenleri saygıyla anıyorum, şu an, şu saniye, sayende :)))

Gene de anlatmak istediklerimi doğru düzgün anlayanlarla dopdolu bir dünyam var şükürler olsun ;)

Gel sen de öyle yap, anlayabilenleri koy cebine, kalanları savur rüzgara uçup gitsinler uzaklara...

Aslı dedi ki...

oyum ben: huzur bu işte :)

Sokağımın kedisi: her türlüsünden insan oluyor etrafımda. Aslında en güzeli anlamayanla da anlaşabilmek de onun için gerekenler listesi uzun, uğraşmaya değmiyor her zaman.

Eliza Doolittle dedi ki...

Aslıcan;

Daha önce de konuşmuş muyduk bu "kavanozlanan heyecanlar" konusunu? Ben de senin gibiyim, ama heyecanlarımdan kelli saçmalama kapısında olma anlarımı ve o enerjiyi de seviyorum pek çok. Sindirince, içselleştirince, durup düşününce daha farklı tabii, daha anlaşılır, ya da daha anlaşılmaz olabiliyor. Ama her noktada, o an olduğum gibi, hissettiğim, paşa gönlüm ne buyurduysa o şekil yansıttığım gibi kabul edenler var ya beni, canlar can...!

Aslı dedi ki...

Eliza'm, işte bundan bahsediyorum. Ben de seviyorum o anlarımı, anlayanları ise dediğin gibi candan sayıp, daha da çok :)

nesimi dedi ki...

''bilmeyen ne bilsin bizi,bilenlere selam olsun.''derviş yunus böyle buyurmuş.
''görenedir görene,köre nedir köre ne?''demiş atalar..
aslı da pek bi güzel söylemiş,ama;temenniden ibaret hepimiz biliyoruz,kandırmayalım birbirimizi..

Aslı dedi ki...

nesimi, ne güzel demişsiniz. kandırmayalım evet, temenniler olsun, gerçekleşenlere sevinelim yeter.