15 May 2011

Mesela...

Şu şarkıyı dinler dinlemez gözümde şöyle bir sahne canlandı:

Sevgilisinden yeni ayrılmış, mutsuz, umutsuz bir kadın. Evde, tek başına oturuyor ve içki içip ağlıyor. Ağlamaktan gözleri yorulmuş, düşünmekten beyni durmak üzere. Sürekli neden diye soruyor, nasıl olur diyor ama cevabı bulması mümkün değil. Yaşadığı daha öncekilerden farksız biten bir aşk hikayesi. Her seferinde olduğu gibi, bu defa başka olacak diye başladığı bir ilişki ve alışılmış son. Yine de canı çok yanıyor ve şu anda sadece onu istiyor.

Kapının çalmasıyla kalbi deli gibi atmaya başlıyor. O mu geldi yoksa? 
Koridordaki aynaya bakıyor, saçları darmadağın, bileğinden çıkardığı lastikle topluyor saçlarını, düzeltiyor. Böyle görünmek istemiyor ona, ağlamış olabilir ama kendini dağıttığını bilsin istemiyor.

Kapıyı açıyor heyecanla ama o değil. Çocukluğundan beri ne zaman zorda kalsa hızır gibi yetişen ve yaralarını sarmasına yardımcı olan Murat, tabii ki. Sarılıyor ona ve yine ağlamaya başlıyor, bu sefer hıçkırarak.
Anlatıyor saatlerce, dinlendiğini ve anlaşıldığını bilmenin verdiği güvenle. Sadece ağlama nöbetleri sırasında ara veriyor anlatmaya, Murat dinliyor onu, hep yaptığı gibi, saçlarını okşuyor. Şefkatli, sevgi dolu elleriyle. 
Uyandığında, gözlerini açmakta zorlanıyor bir süre, içeriden mis gibi kahve kokusu geliyor. Gülümsüyor, nasıl yattığını hatırlamadığına göre Murat hala evde. Kalkıyor, duş alıp, kendisine geldikten sonra mutfağa gidiyor. 

Kahvaltı hazır, Murat kocaman gülümsemesiyle karşısında. O anda öpmek istiyor Murat'ı ama her zamanki gibi değil, hiç beklemediği şekilde, dudaklarından. İçten içe hep hayran olduğu ama dostluğunun hep ağır bastığı bu adamı o anda o kadar çok istiyor ki. Onun nasıl bir tepki vereceğini düşünmek bile istemiyor sadece öpüşmek istiyor. 

Murat, ne oldu der gibi bakıyor ona bu sefer, gözlerindeki bakışta bir farklılık sezdiği belli ama anlam veremiyor, ağlamaya başlayacağını düşünüyor yine. Yanına gidiyor ve elini tutup, prenses, kahvaltınız hazır, lütfen buyrun, yumurtanız nasıl olsun? diye soruyor. Özlem, gülümsüyor, aklındakileri silkeleyip uzaklaştırmak için gözlerini bir an kapatıyor ve elini tutan o nazik eli dudaklarına götürüyor, teşekkür ederim, her şey için, diyor. Bu "her şeyin" içinde o kadar çok duygu var ki; şefkat, sevgi, dostluk, güven...

Kahvaltıda ikisi de konuşmuyor. Özlem, hislerine bir anlam veremese de ilk kez tanıştığı bir adamın yanındaymış gibi heyecanlı ve tutuk. Murat, her zamanki gibi arada ona bakıp, ne durumda olduğunu hareketlerinden ve gözlerinden anlamaya çalışıyor. Acaba şu an düşüncelerimi okusa ne yapardı, diyor ve gülüyor kendi kendine, Murat'ın şaşkın halini getiriyor gözünün önüne, ne yapacağını bilmez bakışlarını hayal ediyor ve hoşuna gidiyor bu düşünceler. Kendisi de inanamıyor aslında, dün başka bir adam için içi dışına çıkana kadar ağlamışken, bugün yıllardır yanında olan en eski dostunu öpmeyi hayal ettiğine. 

- Ne yapmak istiyorsun? Dışarı çıkalım mı hava çok güzel?
- Yok, evde oturalım ama istersen sen git, zaten rezil ettim geceni, bugün de rezil olmasın.
- Hayır, ben iyiyim. Yalnız kalmak istersen gidebilirim ama gitmek istemiyorum, seni bırakırsam yine ağlamaya başlarsın gibi geliyor.
- Hayır, ağlamam, geçti. Artık bir gecelik ağlamalarla atlatabiliyorum ayrılıkları, kocaman kız oldum.
- Ah tabii, ben de ne salağım!
- Salak değilsin ve iyi ki varsın.

Murat, ayağa kalkıp, yanına geliyor ve hadi gel, balkona çıkalım, kahveni orada içersin, diyor. Özlem, ayağa kalkıyor ama kahve fincanını almak yerine Murat'ın boynuna sarılıyor. Murat da sarılıyor ona ve saçlarını okşuyor, onu teselli etmek için her zaman yaptığı gibi. Özlem, Murat'ın yüzüne bakıyor ve bir süre öyle kalıyorlar, belki beş saniye ve daha fazla düşünmeden öpüyor onu dudaklarından. Murat, önce ne yapacağını bilmez bir durumda kalıyor ama sonra o da karşılık veriyor hem de istekle.

Bugüne kadar hiç böyle sevişmediğini düşünüyor, Özlem. Sadece sevişmek değil, seksti bu aynı zamanda. Oysa daha önce körkütük aşık olmadığı kimseyle beraber olmadı, hep çok istedi, aşık oldu, arkadaş oldu. 

Şu anda yanında uyuyan bu adama aşık değildi ama yaşadığı şey hem gerçek hem de çok güzeldi. Hiçbir zaman sadece tatmin olmak için birisiyle olmayı düşünmemişti. 

Seks, aşkın tamamlayıcısıydı ama tek başına bir şey ifade etmiyordu, onun için. Şu anda, gerçekten iyi bir seks sonrası, bütün düşünceleri anlamsız geliyordu. Seks, tamamlayıcı değil kendi başına güzel bir şeydi. Sevgi, şefkat, yumuşaklıkla sarmalanması gerekmiyordu. Yanında yatan bu adamın hiç tahmin etmediği bambaşka bir yönünü keşfetmekle kalmamış, kendisinde de yeni bir keşif yapmıştı, çok hoş bir keşif.

Eğilip, öpüyor onu dudaklarından, yeni keşfinin tadını çıkarmaya devam etmek istiyor...

Şarkı: Yine Nursel'den

20 yorum:

Karōshi dedi ki...

Güzeldi!

Aslısın dedi ki...

Karoshi, sağol.

Gürhan GÜLEZ dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Arka Tekerlek dedi ki...

çekinmeden yazmak çok güzel..

Aslısın dedi ki...

Gurhan G., tesekkurler yotum ve tavsiyeler icin. Dinleyecegim

Arka tekerlek, sanirim oylefdir. Yasayamadigim bir deneyim;)

hemera-nyks dedi ki...

eline sağlık.. çok güzeldi. :)
-
hemera

ry dedi ki...

bu şarkı bende daha başka duygular uyandırıyor. mekan ordu evi, düğün sahnesi. hoş bir kızı dansa kaldırmışım. dans ederken bir an kızın babasıyla göz göze geliyorum. "hazır nikah memuru gelmişken sizin nikahı da kıyalım yoksa torpido gözünden beylik tabancamı alıp geliyorum." bakışını görüyorum. sonradan öğreniyorum ki bey amca emekli yarbaymış :( verilmiş sadakamız varmış.

Aslısın dedi ki...

Hemera :)))

Ry asıl hikaye seninki olmuş yahu koptum:)

1i yok mu? dedi ki...

Bu yazında kendimden bir parça buldum. Aynısı olmasa da benzerini yaşadım.

Nursel Dokuzlar dedi ki...

o kadar oku oku sonunda reklamı görme, pes bana!

mucks!

Aslısın dedi ki...

rekalm değil, telif hakkı o :)

öküz dedi ki...

Aha işte "klasik meriç hikayesi"...

Kaç kez seyrettim, kaç kez başrolünde/yardımcı rolünde oynadım bu filmin bir bilsen.....

Sevmiyorum Meriç'leri.. Kafalarına kafalarına vurmak lazım! Kahrolsun Meriç'ler!!

Aslısın dedi ki...

Meriç'ler, Melis'ler hepsine ölüm öküzüm tamam:)

Syrakusa dedi ki...

Seks te bile estetik! Evet bu yakıştı bu sayfaya. Bu yazı bu bloğa yakıştı usta.

Tibetin annesi dedi ki...

güzel olmuşşş, insanın özlemin yerinde olası geliyor yani :)))

Sayın KARACA dedi ki...

wowww bunun kesinlikle kısa filmini çekmek isterdim. Okurken sahneler, çekim açıları gözümde canlandı. Harika bir kısa film senaryosu .

Aslısın dedi ki...

Syrakusa:)))

Tibet'in annesi, alemsin!

Sayın Karaca, buyur senin olsun valla:)

Eliza Doolittle dedi ki...

Her zamanki gibi, harikasin! :)

Berna dedi ki...

Hımm, insanda güzel bir heyecan yaratan bir yazı olmuş bu... Çok güzel ;)

Aslısın dedi ki...

Eliza'mmmm;)

Berna, guzel bir hareketlenme oldu, diyorsun:) sevindim