10 Eki 2011

Neden kaçıyorsun?

Güzergahını değiştirmişti. Bugün, hep yürüdüğü yoldan değil de daha az kalabalık ve gürültüsüz olan ara sokaktan yürüyecekti. Oysa alışkanlıklarını kolay kolay terk edemezdi. En basit alışkanlığını değiştirmek için bile en az üç gün düşünmesi, karara varması gerekirdi.

Bir önceki gün, okuldan çıkan çocukların üzerine üzerine yürümelerinden, otobüs durağında bekleyenlerin kalabalığından ürkmüştü ve o anı hatırlayınca da; sapıvermişti o sokağa. Sokağın girişinde uyuklayan kocaman köpek birden ayağa kalkıp ona doğru yürüyünce, verdiği karardan anında pişman oldu. Elleri terliyordu, bacakları titriyordu, çok korkuyordu köpeklerden. Ne yapacağını bilemedi ve kaldırımın kenarına oturuverdi, kaçacak gücü yoktu ve kaçıp da köpeği iyice tahrik etmek istemiyordu.

Köpek, sanki onu anlamış gibi daha fazla korkutmamak için yeniden yattığı yere döndü ve bu sefer ona arkasını dönerek, çenesini yere uzattığı patisinin üzerine yaslayıp "git hadi, sana zarar verecek değilim" dedi. Sadece köpeklerden değil, tanımadığı insanlardan, bilmediği durumlara düşmekten de korkuyordu.

Kaldırımda oturdu kaldı ve bunları düşünmeye başladı.
Orada nasıl göründüğünü, birisi görürse rezil olacağını bile düşünmeden oturdu. Bu da yeniydi. Hayatını, adeta başkalarının ne diyeceğine ya da hakkında ne düşüneceğine endeksleyen insanlardandı o. Hayatında kontrolünü kaybettiği bir tek anı hatırlamaya çalıştı ve bulamadı. İçindeki polis hep görev başındaydı, kendini kaybetmesine, savrulmasına asla izin vermiyordu.

Katı ve kuralcı annesinin yadigarıydı bu polis. Çocukluğundan itibaren onu değil, içindeki polisi yetiştirmiş, beslemiş, büyütmüştü annesi. Yavrusu, kendi kendine kaldığında, ona sahip çıksın, doğruları yanlışları ayırt etmesine yardım etsin, diye. Çünkü yavrusu korunmaya muhtaçtı, kendisini korumaktan aciz, kırılgan bir kız çocuğuydu.

Yanına oturan küçük çocuğu önce fark etmedi ve fark edince de köpekten korktuğu gibi aniden sıçrayıverdi yerinden. Demiştim ya, insanlardan hatta küçük çocuklardan bile korkardı o. Çocuk afallamış, ne olduğunu anlamamıştı. Arkadan gördüğü kadının saçları, annesinin ipek saçlarının rengindeydi, artık onunla olmayan, başını okşayıp, canım oğlum diye ona sarılamayan annesine benzetmişti kadını ve ayakları onu, Ceyda'nın yanına götürmüştü.

Ceyda, hareketinin saçmalığını çocuğun gözlerindeki şaşkınlık ve hayal kırıklığından anladı ve yeniden oturdu. Bir süre öylece kaldılar hiçbir şey konuşmadan, sadece kolları birbirine temas ediyordu. Sıcacıktı bu kadın, annesi gibi yumuşaktı, onun da teni. Ceyda adını sordu çocuğa, Ali dedi çocuk, gözlerinin taa içine bakarak. O bakışlarda hem "sev beni" yakarışı hem de bir meydan okuma vardı; "saklayacak bir şeyim yok, ben buyum" diyen isyankar gözler.

Konuşsalardı eğer, söz annelerine gelecekti ve Ceyda, Ali'den duyduklarını uzunca bir süre unutamayacak, belki de annesinin ona miras bıraktığı o eziklikle yüzleşecek, onu alt edecekti. Ama konuşmadılar çünkü Ceyda bu küçüğün meydan okuyan gözlerinden korktu.

Polis, karşıdan tehditkar bir şekilde ona bakarken; konuşamadı o küçükle, devam edemedi. Çantasını omzuna attı ve hızlı adımlarla uzaklaştı o hiç girmemesi gereken sokaktan. Zaten sınırlarını fazlasıyla aşmıştı bu yola saparak. Yola sapmış ve kapıyı aralamıştı ama o bilinmezden çıkacak hikayenin, devamını getirecek cesareti bulamamıştı. Kaçırdığının ne olduğunu hiç bilmeden, bir kez daha yürüyüp gitmişti işte, bildiği yere, bildiği hayata.

11 yorum:

Azze dedi ki...

Hikayenin devamında ne vardı ki bulamadı devam ettirecek cesareti?

Merak, merak, merak... İçimi kemiriyor bak ufak ufak...

AVRAM dedi ki...

Bir gün kadın tanıdım.. Sınırları olduğunu sandığım, sınırlar içinde yaşadığını söyleyen. Mayın tarlalarını kendi elleri ile döşediğini hiç inkar etmedi ama. Sökmek istediğini sandım; yanılmışım. Aslında sınırları da yokmuş. Sınır sandığım, arayışlarından kalan izlermiş.

Tibetin annesi dedi ki...

bildiklerimizi güvenli zannediyoruz hep... aslında bildiklerimizin ya da bildiğimizi sandığımız şeylerin bizi ne kadar yıprattığının farkına bile varamıyoruz...

Aslısın dedi ki...

Azze, devamına izin vermedi ki. Devamına izin verene kadar hiçbir şey yok hikayesinde.

avram, ne denir buna? büyüksün.

Sibel, hem de nasıl.

Onlyvy dedi ki...

Ve artık sana diyeceklerim birbirini tekrarlıyor. Ve sanki hep yapmacık sozler soylemekten korkumdan Aslısınım cok iyisin! demek kalıyor.Seni sevdigim gibi dilni de seviyorum kadın! :))

Emine dedi ki...

Aslı izin vermez asla devamına, kabullenilmiş çaresizlik bir nevi, biraz kendimi de buldum kahramanında..
Avram da sağlam yorumla noktayı koymuş..

ramazan cekic dedi ki...

Bızı koruyan polıslerın daha esnek sevecen daha humanıst olması dıleklerımle akıcı yazın ve hıkayeye olan hakımıyetın baglamında teprık ederım Aslı.

Aslısın dedi ki...

only, duyduklarım mutlu ediyor desem?

Emine'm nasıl tanıyor:)) Avram olayı bitirmiş

ramazan, teşekkürler

Adsız dedi ki...

Kaldirimda oturup bekliyorum ben de...birisi elinden tutup kalk hadi gidiyoruzmu diyecek,yada birsey olacak kendini kapatip etrafina yoluma devammi edecegim...i ihh sadece oturmakla kalacagim,bazen esiyor iste kaldirima kadar gidiyorum devamini getiremecegimi bilebile sonra tipis tipis geri donuyorum,gitmeyi cok isteyipte gidememek,zamani geri dondurememek,ic sesin korkularini iyi bilirim,kendimizi kandirmaya devam edelim bol sans

Bikomoko dedi ki...

cok sevdim nedense bu yaziyi, devamini beklerim :)

Aslısın dedi ki...

Adsiz, belki de izin verecegiz. Kandirmadan, durustce

Bikoo, devami gelmez bence. Baska seyler yazarim ben sana, sevecegin;$